Ece Ayhan Yaşıyor

grayscale photography of statue
Photo by mark chaves on Pexels.com

 

 

Eklemlerinde dinledim, kuyu ezgilerini.
Latincesiyle kuluçka dönemindeydi, bir ilah..
Bir anonsla
Core Of Nature dinletilsin,
ve bir anonsta
‘Ece Ayhan Yaşıyor’ geçilsin .
Yıllarca yaşadım, Sisifos ile.
Bütün sularda çamur bileyledim,
bütün ilahlardan önce inandırma ustalarına şapka indirdim.
Bir kayacı yuvarlarken büsbütün sınırların gereksizliğini söyledim.
Dünya belki güzel bir yerdi, üzerinden elektrik telleri silinince.
Yılda 365 defa, eklemlerin büyüdü ve ezgilerin.
Yılda 365 kere virgülden sonrasını ihmal ettim.
Yılda 365 kez,
Galileo vazgeçti , dünyanın etrafında dönmekten.

Yerden bakınca seyirlerimiz uzak
ve aynı iyimserlikte.
Islak kiremitler..
Neşet ettim, büyüdü eklemlerin .
Islanmaya devam etti kiremitler ve Orlando öfkesiyle gitti.

Hurdalığıyla dolaşmaz, eskiciler.
Münferit bir doğaya inanmazdılar,
kabuğa inandıkları kadar.

Bir kır kuşağıyla müzakere ederken,
‘Ece Ayhan Yaşıyor’ anonsu geçildi.
Latif
ve yekpare ..

Advertisements

Retro Berjer

full frame shot of abstract background
Photo by Pixabay on Pexels.com

Cümlenin eksikliğine
leyli uyuyorsun.
Vakitsiz bir kesinlik doğuyor, katedral ibresinde.
Kırık beyaz protokol
ve evet,
adı konulmamış yön zarfları ..

İlkel organizmalar gibi sonatı talihsiz
makamla parçalarken
elma ağaçları ve  Stendhal’ın  anahtarı..
%100 pamuklu korkuluklardan sarkarak dünyaya,
ağır ağır vals..
Nüfus artıyor ve
hiçbir ağrıya yetişemiyoruz zamanında.
Firketede kına kokusu,
retro berjer..

Birkaç defa daha doğdum.
Kaç türlüsü olurdu bu sanrının?
Revünün ortasında, bak çağın işine.
Uğramamız gereken şiirler olduğu için iskân ediliyoruz, aynı yörüngede.

Pejmürde duruyorum.
Birkaç defa daha çarpık kentleştim.
Kaygılı,
Huysuz gün.
Tanımak istediğim yüzlere , evreni ;
Evrene yüzleri ..
Bir aloriyantal geleneğidir:
Dam koruğunda süt ninelerimiz ve
yeşil düşler..
Birkaç defa daha çarpık kentleştim, artık yıkılabilirim.

Brendi

gray and black marble slab
Photo by Kira Schwarz on Pexels.com

 

 

Bir patriği,
Anna Karenina’yı,
Favart’ı kast
ettiğinizi biliyorum,
kum dolu öpücüğü gevelerken ağzınızda.
Pamuklu tecrit, ana yortusunda.
Baygın toprak,
taşra ışıl ışıl..
Cezayir menekşelerinden daha eskiye gidemeyiz.
Mevsimler artık üç ay sürmüyor.
Bach’ın lâl ayrıntıları batırıyor,
donanmaları.
Çocuklarımızın ceplerine, ceviz koyuyoruz.
Omuzlarımız eşitleniyor,
ekvatorda.
Güvercin yuvası, mahmur çiçeğiyle örülmüş yarı yarıya.
Leylak kâhyalarının başkaldırdığı ülkeye geliyoruz.
Su çelimsiz ve
dut kuruyor.
Demeter geliyor, tir tir titrerken
kükürt sarısı demiryoluyla.
İki sıra halinde mor glayöller,
rutubetli körfez,
ve karanfil oratoryosuyla koçerler..
Matinelerde
uyuşuyoruz, rengârenk roman geliniyle.
Solmamız saatler sürüyor.
Devletin resmi dili kadar dağınıklaşıyoruz, yarın yokmuş gibi.
Hatırşinas çilingirler aryasını dinliyoruz.
Yalnızca sanat odaklı bir dile dönüşüyoruz.
Yalnızca kusurlar bu gramerde
diplomatik zemine indiriyor, yumruğu.

Doğrudan Caduveo

grayscale photography of a tree
Photo by D123x on Pexels.com

Uzun menzilli yoksun ve bu savaş,
Balkanlar kadar soğuyacak.
İçeride bir ceset,
dışarıda bir ceset,
-mış gibi yaparak bir ceset daha..
Her savaş anlamsızlığın
üzerinde bayraklaştığı gibi , magmada çok daha derindir
68’in mirasına siyah sığınarak..
Roosevelt döneminde bilfiil  anımsamalı  vecizeleri,
dilsiz işaretleri ve de
bastırılanın geri gelişini .
Mozart birilerine ait olacaksa bir yer, herhangi bir yerdir mesela.

Döpiyesler, fiyorda ve büklümlere doğru eğildi.
Bütün yaslar toplandı,
Bütün tohumlar bırakıldı,  nirengi noktasına.
Dağ bayır sustuk.

– Evet evet, Levi-Strauss’u belki de şöyle okumalı: Doğrudan Caduveo..
Caduveo, hayatın apaçıklığıyla..

Yeraltındaki kaotikliğe benzememizin
halihazırdaki iması nedir?
– Yaşasın şiirler, ölürken şairleri ..

Kendi Benzerliği İçine Yerleşmiş Vasi: Ilık Putların Ürpertisi

concrete road surrounded by trees
Photo by Syed Hasan Mehdi on Pexels.com

Valery’nin sözünü esirgemediği yaşama rahatsızlığındayız.
Savlar lütufkâr olduğu kadar donuk.
İlkelere neden-sonuç zincirinde buyurabilmek  için apaydınlık kaldıraçları yok bu çağın.
Gürültü ve esirliğe vurgu yapar gibi garip bir rüküşlüğü var,
insanların.
Hiçbir örtünün gizleyemediği kente, yeniden
yeniden
bakmaktayız.
Büyük harflerle karar veriyoruz,
aralıksız bir yaratımı tasarlarken.

Hâlâ
merkezkaç devinimi ile iç içeyiz.
Ve biz bu yankı içerisinde biraz daha kalırsak Fusees, yalnızlığı
fethetmiş olacak.
Çünkü aşırı düşünsel
cesaretin kırıklığını
ancak doğuştan gelen
ayrılmanın ağrısını
çeker gibi çekebiliriz.

-Yıkmak ve yaratmak için
ifrat gerekliymiş gibi
davranış yolu çizmeden ..

Hâlâ
merkezkaç devinimi ile iç içeyiz.
Ve biz hiç uzaklığa benzememişiz.
Kökensel tavrın
dalıp gittiği yere   benzemeyen mesafeler var, büyüdükçe tanıklık edebileceğimiz.

Vidanjör : İkinci Sahne ve Devrik Tente

greyscale photo of masks on a stick
Photo by Francesco Ungaro on Pexels.com

Asur frizinde selam dururken bilgelere,
Kaldırımlarda ekose salkımlar ..
Racine’in hangi sözcüklere

zorluk çıkarmayacağını bilirdim.

Primula veris hırpalanır,
bir peronda ekşi ve de devingen .

İçlerine insan doldurulmuş  şehirlemeleri,

inanca sürmeliyiz minervadan.

Eskiden peplosların sanat sokağındaki izlerini

takip ederek gelirdim, mine seralarına.

Fifrelerin sivrilen uçlarında ister  zarif dokumanın

isterse de ruhsuz esnekliğin hayranlığına

dayanan  kontesler için
düşürülmüştür,
sandukalar.

Oymabaskıları pandomim sanatına

benzetirken biraz,
Biraz kopuk tamponları
aristokrat balesi gibi anlamışken..
En çok da anlamaktan yorulmuşken ..

Normlarından sapmış olan  kapalı ahlâkı

nasıl tanımlayabiliriz, bilmiyorum.
Bunun için  Athena’yı diriltmeli,

Libretto bir madlende
tutku ve kaygı ile.
Pianissimo, mutlu bir kutsama
hareketiyle  drene eder markizi.
Monoklunun nöbeti ya da tavırlarındaki  kısır tekrar

çok önceden  loş  ve silik  bulvar

uzantısında yıpranmaya başlamıştır.

Kolonos’ta III. Kuğu Mezarlığı

Öğle ardı, mathème’i kırılganlığından dikiyorlar.
Protagoras’ın üçüncü kuğu mezarlığında çorak ilkeye dönüşünü izliyorum.
Müstesna ve
abes bulmuşumdur, lafız sürecinden geçen telefonları.
-Bakmadan portresini çizebilir misiniz incelmekte olan ıstırapların?

Kır evinden ihraç edilmiştir, mistik kadınlar vakası.
Dolayısıyla,
ne Oidipus ne de Musa kendisine varis atayabilmiştir,
kır tanrısını.

Eskimiş hümanist giyisilerden kurtulurken çarpıcı bir sahne hatırlıyorum tam da bu izleçte:
– Mutluluk yasasının iki müştereği biraraya gelir ve ‘rétro-active’ ..

Bir inancın iki sesi, yalıtılmaya uçuyor gibi.
Dünlü kemirilmelerimizi tanzim ediyor, vassallar.
Dün,
yakın dün,
gelecek dün.

Batıl edimleri katederek
konfigüre edebiliyoruz birbirimizi, gariptir ki ..
Marinetti’nin avangardları gizli öznenin, apaçık ordinatlarını veriyor .
Pessoa’nın giriftliğine yaslanıp, birer mim büküyorlar, akşam evveli.

Campanella’ya Benzer Lahitler

Kum heykeller
döneminin üst katında
Tintoretto’nun çukurlaşmış piramiti..
İki libre ağırlıkla ve kaybetmişlik hissiyle
kimlik bırakıyorlar, sapağa.
Foucault, Magritte ile
dönmek istiyor öldüğü yatağa.
Bir arada olanaksız
dikişler ,
düğümler ve
drapeler.
Bu şiirin de kaybedeni benim.
Nitekim, bütün figürlerin
içinde erimekte olduğum gibi.
Sonsuza, tanjantı olmayan bir eğri ile burgaçlı gitmekteyiz.
İki ekmek bir şiir bırakıyorlar, kapıya.
Buyurun aziz bey ve hanım efendiler çiçek sağanağını takiben
şevden düşeceksiniz.

Buradan biraz sola biraz sağa doğru aslında hep ortada durduğunu gösterir gibi teyidler.
Anbean lirizmin kıvrımından serbest nazımla 9.81 metre/saniyekare ivme ile yere çekiliyoruz.

Tanınabilir kuşku ve imli
marj ile arkaya ilerliyoruz,
boş bir umutta.
En kusursuz
tuzağı kuruyor,
kağıdın nötrlüğü.
Dilkarşıtı evren kısırlaşıyor.

Bilâkis  Persona

ancient architecture artistic arts
Photo by Fancycrave.com on Pexels.com

 

Don Giovanni
birden değil de ikiden hareketle sınandığında nasıl bir yer olur dünya?

Deleuze daha az mı bu yüzyıla ait olur yoksa?

Küçültülen hüviyeti ile
cinayet işlemeye başlar,  paradokslar .
Uykularında ceng hali..
Pabuçlarıma bakmadım ve geldim.
Aynı zamanda  savaş da olabilir.
Coşkulu çocuk bayramında kimler kırılgan olur, pabuçlardan başka?
Pabuçlarıma bakmadım ve geldim.
Tristan ve  Isolde’ ü mühürler,
vodvilde  üzücü düşüncelere güleriz.
Alalia’dan Amida’ya delfinyum tohumlarıyla geldim.

Hangi eve sırtımızı tutsak  hezarenler boy verecek buna seninle inanabilirim.
Üç evrede  filozofları  hadım
etmesine izin veririz, bir şairin.
Kozmopolit,
bulanık,
eşeyli..

Saten farkları aşan  ibarelere teşneyiz.
Bilâkis  Persona, yeryüzüyle aranda uyut beni.
Başka özneye ahkâm
kesebilmek için  yavan benzerlikler sahibiyiz.
Sana duymadığın sözleri söylediğim için gidersin bir gün,
Persona.
Birbiriyle yatan yüzyılları anlayamayız bu derin bir muallağın saatlerini erkene almak olur.
Pabuçlarıma bakmadım ve eğer istersen gidebilirim.

Propria Atıfları

bed of clouds
Photo by Irina Iriser on Pexels.com

Praksisin  içinden dünyaya bir kez daha sessizce doğdun.
Viyadükte bir  papatya jeneratörü,
Sen yerçekimine karşı  rengârenk duruyorsun.
Bir aşkın metafiziğe karşı koyabildiğine evriliyoruz.

Rahipler ve despotlar
karşılaşmaları örgütler.
Kendi başkalaşımını seyrederken karşılaşmaz mı insan kendisiyle?

Belitler halinde süregiden
opera, protesto kılığındadır.
Prehistorik insanların üzerine branda gerili.
Tir-i müjen çıkmazında
aritmetiği burkalara kapatmış insanlar..
Bütün bir kuşağa  Tanrı ve Öklid  muamelesi yaparak, çiziyoruz üzerimizi.

Enkesit  Oylumlar I- Minör Temaşa

grayscale photography of kush
Photo by Craig Adderley on Pexels.com

– Karşı karşıyayız.  Esren, esir ..

Islığında süzemediğim   tortuları var , sokağın.
Cezanne,
yani kırılıp beyazın bir tonu  ivmelenmiş  lekeler içerisinde.
Virgüle neden dönüşür bir nokta ?
Yahut neden
sorgulanır  meselelerimize benzeyen mekânlar?

Bir dizi Lucretius,
sönmemiş  dağlarda reyhan toplayan travmalarımızı bir adım öne alalım.
Sokakta ıslığın ve kaosa sığınanlar..
Majoratif kuvvetleri duyulabilir kılmak isterken inanmayı öğrenir, insan.
Kavimler gelmiş, yerleşikliğe.
Bize benzemiş,
harpler.
Bize benzemiş,
taarruzlar.

Hangi mezhepten ileri gelir  bengiler,  metrik bir yüzeyde birikerek ?
Hangi inanışta  acıdan özür dilenir?
Üzerimize melez dağılmış,  ten ve kaos.
Asırlarca oyaların kurgusu saçlarına  benzetilmiş.

Kök/ensiz: Şimdinin Kehaneti

I – Gece yarısı uyanmaz, mutlu hükümdarlar.

Rafaello’nun Meryem anası kadar kekre ve üryan serilmiştir üzerimize, tarih.
Kleopatra’ yı oynarken hangi tarihi alkışlayacağız, peki ?
– Kiralanmış bir sövgüyü sahnede esrik bırakarak
Voltaire ‘in konuşma sesi
haydutlar tarafından
soyulmuştur.

Statik kazaları aksettiren
düzensizlikte ve
gelişigüzel yenilmişizdir.
Küçük ölçekle dağılmıştır ruhlarımız,
Köşelerinde bitkin izler..

Mütevazı cümleler içerisinde
düğümleriyle
kucaklıyoruzdur, sevdiğimizi .
Organlarımızda kısılmış ve kasılmıştır titreyişler.

II – Flamalarda, yüzleşmeye kapalı bir vaftiz kuşağı.
Ah, ilâhî Sezar …

-Sana büyüyor bu uygarlık.

Kağıt helva kokuyor çocuk işçiler, senin bir ucundan bir ucuna.
Sen aksayarak gelirken,
bir misyoner geçiyor
û/mutlu otonomlardan.

Telef oluyor, arkaik kuşlar ve özgürlük türevleri.

Pabuçlarında kadife ile bir beyaz adam..
Devrimden kalma bir subay kehaneti yüzünde .
Yakasında çocuklara soba kuruyorken, dünya kurulalı beri..

– 80’lerdeki bir afişten yurdun neresine düşersin ?

Doğurgan barakaları, geçiyorum.
Tek bir kapısı yok,
lirik devinimlerin.
Eşikleri yabansı ..
Sevgiyle seni birleştireceğim tüm enlemlerde.

Kadim Tragedya

Susmanın ibadeti, soğukluğu imliyor.Fon/etiği aynı, vazgeçiş törenlerimizin.

Bir mistiğin söylemidir:
– Bütün inandıklarımı al, sesinden başlayarak.
Kim bu durumun üstesinden gelebilir? Diye düşündüm.
– Şarkı söyleyen kadınlar, yalnızca.
Yalnızca ayaklarında bir bedeni tekrarlayan, kemikleriyle ..

Asal kirişlerde, çamur geçitleri.
Yeryüzünde alafranga zaferler,
sokak gösterilerinde
filikalar,
Ve uzadıkça sarm/aşık tefrika ediliyordu, tüm uzantılarda.
Zerdali
ç/ağrısını
hatırlayacaksınız diyordu,
mevrus şefleri.

Akşamı bırak,
yakaları arasında uçarı çocuklar,
Akşama bırak,
öykülerdeki mutluluk hamlelerini
dürbünüyle büyütür onlar.

Avesta

– Dargın dönüyorum sen û seferden.

Gagalandığını duyuyorum ,savaş motorlarının .

Cenk ardında

çil keklik ,

badiye ,

kor yapalak ve

ben ayrılıyoruz

diğerlerinden .

Dahası ispinozlar …

İlle de ölümdür ,yorgunluk .

İlle de savaştır ,sunulan güveysi uzantı.

Yorulmuştur toprağım

kurşun oyuncaklardan.

– Sanki çiğneniyorum sırtında .

Maden kapakları zir û zeber ediliyor.

Ilık hava akışında bakmayacaksın bana .

Kuşlarımı yemlemeyeceksin.Bildiğimden farklı sev beni .Bildiğimden farklı

olsun ölümüm.

Ben mi ters yöndeyim göçlerden ?

Avesta düşecek elinden .

Dur diyorum .

Durun yok.

Beni yalnız bulmuyorsun gökyüzünde .

Olmayan bir hakla aramıyorsun , üzengilenip.

Her an sancın ,terini morartmıyor ,oturduğun düğümde.

Çiçeklerimi de

sulamayacaksın üstelik .

Su ile kuru ekmeği yumuşatmayacaksın

pencere önünde.

Motorların yanık kanat koktuğunu yalnızca ben söylemiyorum .

Mahfuzlar da ,

cenahlar da …

Avesta yaslandı , bir savaşın sabah hırıltısına .

black and gray abstract graphic
Photo by rawpixel.com on Pexels.com

 

Kontrolsöz çoğalan smokinler sıfıra yakın
tahtlar kurmakta , rampalara.
Sek sek oyununun ardına rötarlı bir haydut
çalı çırpı yığmakta .
Tebeşirlere tanrıyı devşirmekle ölümlendiren çocuk ,
Hey sen evet
Doğma daha, vakit tamam değil.
Muhafızlar ,
düşük promilli kırsalları ,
tümörden boşanmak üzere aramızdaki mağaraya
sürünce belki ,
belki de kırılganlaştırınca dümeni .
Yekeler bizim ,
rota sizin olunca belki.
İlahi metinler
ve yazıcıları
ve okuyucuları
ve çoğaltıcıları
ve büyük büyük çanistleri …
Tanınmazlık bulamacını karıştıran  rahibelerin
baş dönmesi , karanbole endişeleri doğurmakta şiirime.
Belki de o zaman misliyle doğulmalı
inadına , belki …

 

Cüretkar Kaşeler

gray and blue land form
Photo by Pixabay on Pexels.com

 

 

Bu bir yere
yakınlık töresidir,
” tiriye reş ”
bağından yorganı ayıran .
Eğer ben ünsüz
sosyopatları konuşturan bu kentlerde
eli kolu bağlıysam, başaklar uzayacaktır.
Hayır ama şimdi basılmamalı ,
serçe parmakları ayıracak
cüretkar kaşeler.
Anlaşamayacağız”siyah üzümler” konusunda
seninle ve kabir kentlilerince .
Peyderpey eşelenmiş vakti
tanımaktan ,bilmekten tatsızım gittikçe .
Bu vakit yavru ağzı vaktidir ,
rahibeler taranırken
papazların kornişlerle olan yapısökümü …
Bu bir yere yakınlık töresidir.
Bir başlasak şimdi varoluşta buluruz kendimizi .

Durduğu Kadar Düşmeli Ayçekirdeğinden

grayscale photography of flowers
Photo by Roman Koval on Pexels.com

 

 

Buğdayı günün aynı saatlerinde atmalı ve beklemeli .
Matbaadan gidene dek elleri simsiyah olmalı postacıların.
Sonra bir çocuğa şeker uzatmalı sebepsizce.
Bulanık görüş alanlarına yetiştirmeli havadisleri .
Memleketi henüz kırkı çıkmamış ölümlerden ve

doğumlardan geri tutmak üzerine söylenmeli yurt azalarına .
Buğdayı günün aynı saatlerinde atmalı ve beklemeli .
Anlarsın ya her kadın kadar erkek de değirmende and içmeli .
Saçlarındaki ilk beyaz teli hanımeliye

bağlama töreninde bulunmalı sonra .
Buğdayı günün aynı saatlerinde atmayı

unutmamalı ve susmalı .
Sivriltmeli hemen ardından keskin hatlarını .
Durduğu kadar düşmeli ayçekirdeğinden .
Buğdayı günün aynı saatlerinde

ablukalardan arındırmakla mesul olmalı .

Zıvana

architecture art black and white building
Photo by Pixabay on Pexels.com

Debelenilen aşiret oratoryosuna seyreltilmiş

dikişleri sıralayan çan hırsızlarının üzerine şahitlikler

çoğaltılsın ki hoyrat bir dışadönümle v harfinin

boynuna dolanacağı bostanlar düşlenecektir.

Sartre’a tabure ile sunulmuş vaktin patinajını

Beauvoir kadar silikleştirememek,

hiçşey kadar pekşey.

Bir bakıma kaçırılan

otobüslerin übermensch variyetine

değişine – tabirine uygun düşecekse – tanığız.

İki küllüğün daha alacağı var,

Argentina toparlanmadan.

Süt kesiğine tüneyen kirpikle’ alt mı, üst mü /

uçar mı uçmaz mı / bir dilek dile (kulluk süreği)’

oyunu bizim çocukluğumuz.

Akşamüstü inananların ve inanmayanların

makul vakitleri işte,

on – on bir sonrası barınak retrosuna bürünüşle – vişne çürüğü ön ek iken çarşaflar için koşumlanan renklerden vazcaymayalım derim –

şu balık istifi sürümlerimizi izinli sayıyoruz.

İlla ki su götürmezlerde küçük bir miktar yanılınabilir

hatta onlara kanıladabilinir hatta sövme seanslarında

akıcı okumada güçlük çekilen ekleri soğuruyorum

diye payıma düşeni alıyor olabilirim, gülmeyeceğim arada

Heidi’nin çıplak olan ayaklarına kayacak gözüm.

Not düşülsün ki kiremit kadınlar mor

bacalara tünüyor bu sıralar.

Mahallenin abisi topluyor üzümleri

kadeh çatılı şaraphanelerden ve çiçekler manastırdan

çalınmış vazolarda dörtte bir surette

olmakla sulanıyor ben-sen/ce.

(-sız) dan eşeysiz ürüyor sızılar, süt mayasına

koşan bir neslin damağında.

Yer yer sağanak anektodlarda bahsi geçiyordu

kesilen kentlerin saç uzattığı.

Bariz belliydi, Guattari kayıtsız kalamazdı Negri’ye.

Yeknesak : Nevzuhur Arazisi

Silik bölünerek
sürgitini yatıştıracak bir devir sonradan gelen.
‘ Sokrates sonrası tahrip edilmemeli ‘ uyarısı veriliyor.
Hazırız, vurgunperestlere ve
âfâki yergicilere iyileşme sözü veriyoruz.
Kirin,
günahın,
kutsal dışılığın,
antik şehrindeyiz ve muamma sevgilere
yatkınlığımız var.
Primordial lunaparklar boş.
Boşluklara koşmada tanımıyorum üstümüze.
Düşünsenize bir de âşık olmuşuz ..
Bir harfiyatın kültü kılığına girerek yaşanamayacağını biliyor olmalıydık oysa ki.
Primordial lunaparklar boş.
Düşünsenize bir de şehri izliyoruz..
Buram buramlık var.
tohumlar gibi eşit dağıtılmış, saçlarının kokusu pamuk şekerlere.
Diyoruz :
– Pankartlarda da seni seviyorum, işçi bayramlarında da ..

Ama değişmeyecektir yine kirin,
günahın,
kutsal dışılığın,
antik çağında oluşumuz.
Teyakkuz halindeyiz ve sabitlerimizin değişmesine nasıl izin veririz ?
Yanalatım oluşturarak belki vasat barınaklardan düşürüyoruzdur .
Tıpkı karnavallarda pagan kuşatması gibiyiz.
Niyaz eyliyoruz.
Dişil semantiğin lehine sergileniyor,
nevzuhur arazisi.
Heretik ilkeler ihtiva ediliyor, kurtuluş pratiğine.
Kim miyiz?
Kim’liği bile bırakmış olan belki ..
Kim idik ?
Yeknesak sabitlere uyanan gün eskiticilerindeniz.

XXI. Yüzyıl

ancient antique architecture art
Photo by Fancycrave.com on Pexels.com

 

Dökümlü bir kent arşivi müdahil olur göçe.

Kast düzeninde bir iğdelik,

21.yüzyıldan muzafferane bir tavırla hangimiz sağ çıkarız ?

Uygarlık tarihi, çekingen kareler içerisinde.

Henüz sadece sek sek matematiğini

bilebiliyorken çocuklarımız,

Rum komşularının ruhuyla adımlıyorken tarihi

Üzerine tarih yazmak yasaktır!

Yabanıl çehrende bağışlanır surlar.

Mütevazı bir düşesin locadan seyrettiği

ipek biblolara aldırmadan,

Öyle alelade çiğdemlere,

imada bulunur gibi de değil.

Sevmek ince işçilik.

Umut ister herşeyden önce..

Mizacına Ortadoğu yığılmış bir kavime,

senin mizacın ağır gelir.

Buradan geçmiş baharat yolu.

Sonrası istilalar.

Bak şurada kuşkonmaz tarhı,

Şurada da mine çiçekleri.

Şuraya sarı begonyalar devrilmiş lokomatiflerden,

sonrası gasplar,

vurgunlar.

Kadifeler üzerinde aristokratlar.

Gel biz azelyaların resmigeçidinde bulunalım diyorken,

Her zamankinden gri ellerin,

soğuk grisi.

Yine de gel ..

 

Yazıklar Edeceğiz

grayscale photography of people hand
Photo by rawpixel.com on Pexels.com

 

İlkel rüzgarları unuttuğun yerde şiir et , çıplaklığı.
Derinin daha kaç kat altıyla birdir kim bilir yastığın altı ?
Ne renk giyiniyorsa uykusuzluk o renge sönüyor trafolar.
Tüm ya’lar kadar kırılmış tarak , saygı duruşundayız.
Gel diyorum ,
Gel .
Bu bir anma törenidir.
İlkel rüzgarları unuttuğun yerde şiir edeceğiz , vahşeti.
Dili yok dilsizliğinin.
Geçilmemiş dinlere kırık tarağın dalları için hala yazıklar edilmedi ve gel diyorum .
Gel.
Yazıklar edeceğiz.
Niye ölmedim ben?
Ve neden hala nehre inanmak için çıplaksın ?
Birşeyler diyorum.
Birşeyler.
Şimdi sana öleceğim yer ile tanrıya adanacağım zamanın bir olması için hangi renge soyunmalıyım ?
İlkel rüzgarları unuttuğun yerde şiir et , beni.
Neden yuhalanmamış uzaklıklara gömülmedim ?

 

Önem ile duyurulur ! ” Kar serçesinin asasına pijamasını sürümesiyle yazılıyorsunuz bu şiire ”

black and white lights abstract curves
Photo by Little Visuals on Pexels.com

 

Gece çıkıyordu funda ötleğenleri örgüye ,
İki tarihimiz vardı.
Tehlikeli bölgeden yürüyorduk .
İncir kuşunun tüylerinden infilak edileceğimizi düşündüğüm zamanlarda anatanrıçanın güney kuşağındaydık.
Bölgenin eşrafı beniz atmış misleçe dönüşüyordu.

İki tarihimiz vardı.
İki ayrı dinleyiciye benziyordu deniz kuşları .

Nitekim hiyerogliflerin utancı iğneler gibi batıyordu et ticaretine .
Tehlikeli bölgeden yürüyorduk başka akıl resepsiyonuna.

Tapınak arayışımız şehrin dışına taşmıştı.
Yaşamın ve utancın ustura gagalı işveden pasaj aldığı yıllardan aşırmışlardı bizi. Bir beylik , tapınak arayışımızın uzak ortak geçmişinden nasıl yıkılırdı ?

 

Bu yaşamdan geliyorum ben.
Kireç asıllı yabancılığım ,
kalın şeritli
patiklerinizedir .

Siz kar yağdığında
pekmez dökmezdiniz .
Bu yüzden yaşamdan kovularak geldim .
Orta son yörelerde önce
soyunulmasına tanış olmuştum.
Sayısı : Çokça .

Faziletli sayılmayacak matruşkalar
alınırdı şiir boylarına .
– ” Adap yahu ” denmez şaireye !

Kaç sergide çıplak bulunmuşlardı ?
Dikkat ! Kar serçesinin asasına
pijamasını sürümesiyle
yazılıyorsunuz bu şiire .
Her an bir yerden sarılın
emri verebilirim
– persiflajın bir parçası
olurdu bu elma kasaları arasında –

 

Sunta

silhouette photo of trees
Photo by Min An on Pexels.com

 

Şehir durakları ihmale
döküyor kepeklerini.
Aynı zamanda bütün şairler ,
Her erkeğin
inkar politikasında
baba olduğunu söylüyor
kafa kağıdı oluşturucularına.
Yalancı gebelik yaşıyor
sivil aşiretler.

Yapay cengler kiralanıyor.
Hatları ezberimde
otostop noktalarının.
Yanlışlaşıyorum
ve kelime yanılmaktan gelmekte.

Yapay cengler kiralanıyor.
Ben aynı meridyen
üzerindeyim seninle.
Durduğum yaşa oturmuş
yahut oturmuş olduğum
yaşta durmuş olabilirim.

-Hapşu.
(Çok öleyim)

Petrol senetlerine rutubet
atıyorum eş zamanlı .
Ceket arkası asılmış yazı
gibi
sömürge bir bağrıntıyla
demir dövüyorlar gövdemde.

Yapay cengler kiralanmakla
kalmıyor .
Petrol satanlar,
kadın satanlar
arkası ezilerek giyilmiş
kunduralarda
makbuz kesiyor.
Ve soğuk
makas ayrımın.
Şehirler durakları kopmuş
oyuncaklara dönüşüyor buldozerde.
Bütün şairler
bir araya gelip
coğrafyanın ölümü
ve göğsü dikleşmemiş kadınların
doğumlarını yazıyor.

 

Şair , Savaşı Durdurmakla Yükümlü Düş Personelidir

animal avian beak birds
Photo by freestocks.org on Pexels.com

 

Ben bir duvar figürüyüm
ölmek üzere.
Bileğimde toplama
kampına bağlanmış çaputlar ,
Kontrolsüzlüğü kontrol
etme rötarı
olarak iliştirildim .
Sanki tebeşirler
avucumda unutulmuş
gibi bu şiir yazılsın diye.
Sanki azgın
bir faranjit ,
tinerle silinme adayı bileğimde .

Bileğimde toplama kampına
bağlanmış cesetler .
Bir ölünün ardından
kaç asır baktın ?
Sana bir kuşun annesi
olmak istediğimi
üflerken,
sormayı unuttum.
– kuşlar kaç barışta
bir doğar
iç sıkışmasına ?

Bir ölünün ardından
kaç asır
daha bakılır velhasıl ?
Yaşamayı diler gibiyim .
Herhangi bir duvarda
şair ,
savaşı durdurmakla yükümlü
düş personelidir.
Çünkü devlet demir
yolları bittiğinde başlar ,
ordu ağırlığı .
Çünkü çok kez toprak
sorumludur dirimden ve ölümden .

 

Sonra Sen , Çürümüş Bir Vebaya Yakaladığımızı Söylüyorsun

black burn burning burnt
Photo by energepic.com on Pexels.com

 

Ben kendi kendine işkence
eden tiplerdenim.
Devlet nişanı alıp
” Burada insanlar rafine bir öfkeyle bağırıyor ”
diye havalandırma camını gösteriyorum.
Derli toplu baharat
mevsimi ve zarif bir amazon
bütün kuramlarla yatıyor zihnimde.
Sanki herkes kendisiyle olma teşebbüsünü ,
yolda kalma nezaketi ile
unutkanlığına yerleştiriyor.
Tanık olduğum bu manzara
eteklerini toplayıp oturuyor,
tecrite.
Sonra sen çürümüş
bir vebaya yakaladığımızı söylüyorsun.
Kül tablalarından
meselesi olan
bütün yurttaşları dinliyorum .
Sesini yakaladığım yerde
koltukaltında acı ter
ve yün kokusu …
Yaratılmışlığının elini sıkıyorum .

Yerde bir
çiçeği , boğulmaktan
son anda kurtarıyorsun bana
meydan okurcasına.
Gel buraya.
Yoksa yazılması gerekenler yazılmayacakmış gibi .
Gel .
Senin direncin benim mahkumiyetime benzemesin ,
tanrı önünde.
Daha
damağında ıslanmadım .
Bu yüzden
büyük cümleler etmekten korkuyorum.
Sen cehenneme inanıyorsun.
Bir kolera salgınını izler
gibi.
Sonra o çiçeği kapıya
kadar geçiriyorsun.
– Beni mazur görmenizi istiyorum .
Mart , kedilerin ve benim olsun .
Tembihlenmiş bir özgürlüğü
akşam üstü üzerime geçirmekten
ve gerçekten büyük
cümleler etmekten korkuyorum .
Hınzır bir
çocuk olup
tütün kağıtlarını aşırmak istiyorum .
-Ne gibi bir sakıncası olabilir ?

Sen bana ve
hava durumuna inanmıyorsun .
Ben yarın yağacak yağmurum.
Senin bulanıklaştığın yerde ölüm tehlikesi
taşıyan ısrar olabilirim yaşaman için .

 

Saçları Akdeniz’de Karışmış Bir Kadındır Beyrut 

red lantern lamp turned on
Photo by Rafael Pires on Pexels.com

 

Saçları Akdeniz’de karışmış
bir kadındır , Beyrut .
Bütün insanlar kendi
sesimle bağırıyor bana , duymuyorum .
Beyrut , uğultusunu günbatımında boğuyor .
Bir çoban kaval kemiğinde
ne kadar çocuğa dere geçirtir ?
Dünya’yı tanımam için bana
en doğru endişeyi tattır Ortadoğu’da.
Bir meydana çek güneşi ,
gürültü kordonundan .
Cezayir’de çiçek sepetlerini düşle.
Sana sorularım olacak .
Sana olacak olanları
gördüğüm rengin Temmuz olması ,
sonra fötr şapkanın
yüzünü yarılaması ne demek ?
Düşlerinin önüne düşmüş saçlarını al boynuna.
Cezayir’de bir çiçek sepeti
önünde nasıl sevişilir
ve nasıl ölünür küçük satıcı çocukların
dilindeki bahar havasıyla ?

 

Allegronun Reveransı

time lapse photography of people walking on pedestrian lane
Photo by Mike Chai on Pexels.com

 

– Herkesin sargılarını farklılaştıran oyunun parçalarıyla …

Yamaçları donat .
Takma adlarla seslenilen
bir halimiz vardı .
Uzunlamasına sustalanmış maniveladan davalarımız.
Davalarımız
epey uzun .
Kendine ve bana ne anlattığını hiçbir zaman direk
söylemedin.
Dolaylı anıştırılmış incecik
çığlıkları neşeli homurdandın ,
aleyhtar yakınmalar ile .
Ne tamamen istemli
ne kasıtlı olarak bugünkü cehennem haberini duyduğumu hatırlarım .

– Bir daha dünyaya hayranlık duyarsan karanlığıma düşmeye
hazır ol , dediğinde
bunun , tanrının intikamına
hazır ol demek olduğunu bilirdim .

Çan kulesi üzerinde
rüzgar gibi uğuldayışı bitimsizleşmişti sen güçsüzlüğünle dünyayı kavradığında .
Herkesin sargıları ölümcül
havanda dövülmüş gibiydi.Yine de farklıydı işte.

 

Ölüler Panayırı

lighted matchstick on brown wooden surface
Photo by Sebastian Soerensen on Pexels.com

 

 

Birbirimizi ve ayrı ayrı ikimizi unutalım.
Korkunun ne kadar ölçüsüz dağıldığını hissetmeyelim diye mosmor olsun sapaklar.

Ayağımın altında ölüler panayırına getiriliyorsun.
Dutlara nasıl basıyorlar ?
Tırnak kopuğunda salyayla birleşmiş , piyore.
Vahim karakterler taşınıyor sinir hücrelerine.
” Ekmek veya hava ”
Bağrıntı parolası buydu .
” Ekmek veya hava ”
Vilayete film gelmiyordu .
Ben neysem oyum yine.
Birbirimiz ve ayrı ayrı ikimiz’ceye göre ben neysem oyum .
Morga varmak için uyuklayanlardanım.
Pazarda kupkuru evler baharın güllâbiliğini  üstlenmiş ,
Talikalar , hükümetin karantinasına alındığı için daha süslü .
Redingotun iç cebinden çiçekler atarak vücut zevklerine çağrılıyor insanlar .
Doğrudan doğruya bir yanlışsızlıkla seni geçerli kılıyorum.
Kaçman en doğrusu , birbirimize ve ayrı ayrı ikimize.

 

Üstdilsel Bozulma : Soyka

background black and white close up colors
Photo by rawpixel.com on Pexels.com

 

Kesintiye uğramış bir uykuya palamarlayacağız kural tanımazlığımızı .
Olmayan aralıklarla ve kente uğramayan yerli sevgilerle saçını tarayacağım.
Başka bir duygu var olacak burada.
Başka bir günahla uzaklaşacak yaban güvercini .
Söz bitecek .
Yanlış harita tutuşturulacak belki de ruhuna .
Ama söz bitecek
ölüler soyunduğunda .

Yaşamlarımıza karışan ilkesizlik figürü olarak yerini koruyacak bir anne ,
ve her gün yasaklı ölecek .
Sözdizimsel olarak benzeşeceğiz onunla .

İncirler ezilecek , taban kesikleriyle.
Suçun yükünü hissedeceğim ,

odak noktasında güvez renk alıncaya kadar .
Söz bitecek , anlar yahut kabullenirsek.

Cürüm , acınaklı hali kadar duyumsamazlığını da özletecek bize .
Taşıması memnu olmayan boşluğa bilinçdışı hendese ile adımlar atacağım .
Yanıt yok !
Olmayacak !
Sen ölülerin şarkısını bilmeyeceksin .

 

Prevantoryum

close up of built structure
Photo by Pixabay on Pexels.com

 

Hani huduttan geçinceydi ,
bir dizi ceset içerisinde herkesin sağ oluşu …
Herkeste veremli  sabahlığını giymiş bir gece olurdu , sevdiği.
Ben hiç doğmamışım .
Denilen bu .
Çok eskiden de ölmüşüm ,  yaşamı  seçtiğim gün .
Öyle olurdu zaten yaşamak ,
belki de yolda konuşuruz .

Ev dışına rüzgar dökümü  saçılmıştır ,
yolda süreriz acıyı  parmaklarımıza .
Her gelen mızraba dokunacak diye küseriz önce biraz .

Romantiklik bulundurmayacağız
şiirlerimizde ,
şehirlerimizde .
Ben öfkeyle ,
gururlu ve yenilmiş …
Kirli idamıma sürükledim her iki kadında bir aşağılık erkeği . İnsan şeklinde çiçeklerin gözlerini , bağlamış bir yoksunluk ne kadar görmezden silinirdi ki ?

Ben yağmalanmış işçi sınıfının  şiirine cevaz verme utancıyla , dağlara eğdim yüzümü .
Dağlar , kadın gibi sever kadını .
Bir diğer satıra geçtiğinde , ayakkabılarını giydirmek için annesiz bir çocuğa düşeceğim .
Yaylım ateşine dizilmek için asılacağım firari vestiyere .

Satır sonuna geldiğinde dar geçidi göreceksin .

-Gecenin tüm ayrıntıları şairler arasında bölüşüldü bir mühlet önce .

Odalarına çekildi herkes .

 

Seninci Dünya Mozolesi

 

two person riding boat on body of water
Photo by Jayant Kulkarni on Pexels.com

 

Ben geldim .
Kulağında ağırlaşan
bir arayışın fetiş karakteri , toplumsal yabancılaşma mekanına dönüştü .
Ben geldim ,
elbet danışıklı sevişeceğiz .
Sıkışmış beden ,
aklın hürriyetini bilirdi ,
bittabi.

Bağımlılık , şimdiki zamanın yokluğu .
Şimdiki zamanın bağımlılığı ,  yokluk .
Ikinci alt hipotez ,
birinciden türerdi , bilirsin işte .
Dünyayı anlamak içindi ,
müziğin kopuş tarzını benimsememiz.

Anlaşılmamış bir heyecanı komplike çirkinleştiren bu çağdır .
Ben bu çağsı ruhları
öldürüyorum , daha ziyade .
Steril hikayelerde hasta dokuların kazı alanına bakmalıyız .
Bir sevgi nasıl kopmuştur ?
Vakar ,
Üzgüsüz …

Ben geldim , gelinmezlikten .
Kallavi uyarılmalar alırdı , insanlarası sevgi çürüğünün yerini.
Budun , aşinayı yabancı kılalım diye uğrun uğrun..
Ben geldim .

 

Sinyor Siper:Heyamola

abstract background black and white board
Photo by rawpixel.com on Pexels.com

Dünyada evsiz kalmışlığıma sinonim Arendt kırıntıları .
Ben neden benim ?
Sinyorita,  acıdan geriye herşey kalır diyor.
Nilgün nerede , der gibi bakıyorum.
Herşey kalırken peki , ben niçin benim üçüncü dünya arabeskleriyle ?
Bir dönem gençlerinin terli şiirlerini ereksiyon durumda yakalayınca gidiyorum cesedimi sulamaya.
Bir de görsen böyle rengarenk çiçekler götürmüşüm yanımda , çağdaş öfkelere dil gibi dil be !
Bak payîz geliyor , annemin diline .
E pes artık rüzgara ,
merkez sağda aşık mı olunurmuş !
Sonrasızlık kabininde işler durumdaki yaraları temizliyor o sırada , Proust .
Birinci sınıf ayrıntılar tüttürülüyor çiçek tarlalarında .
Niye bir ölünün mezarındayız , diyorlar .
Sen de benim gibi susuyorsun ,seküler susuyorsun .
Şiddeti eskidiği yerde bırakıp dönerken susanın sureti de silinsin diye en kötü dileği sunuyorlar dirimize  .
Raf örtülerinden raptiyeleri çıkarıp çocukların ellerine veriyor bunu yapanlar , inanabiliyor musun ?
Ben de bir gün anne olacağım , dilime payîz geldiğinde .
Ben bir gün anne olunca babalık edeceğim tüm çocuklara .

 

Cogito

panoramic view of mountain
Photo by Nathalie De Boever on Pexels.com

 

Cismanî bir örgütlenme vücudunu örten portre.
Hadi ya, varsın!
Muazzam sıradanlık.
Ahlâk yoktu.
Özgür değildik.

Kartezyen anlamda iktidara karşı dokunmuştu, iyilik yasaları.Şiirlerimiz kolaj reform istencidir , aslında her zaman beklenen.
Mefhum kanaatlerden platonik idealara unutursak kalbimiz kurumasın, yanmaktan .
Her barış bir savaş ardılı, mirim.
Uçurum estetiğini bu öykünmeye ertelemişim.
Aposterioriden geç, orada.
Orada düşünemeyenleri yanılsayacaksın.
Çünkü doymuş bir harb psikozuna şerh düşecekti.

Artık günahkâr değilsin.
Kolonyal dönemde vesaire…
Beni dogmatik uykumdan uyandır.
Bu meşum bir andır.
Zamansal koordinatlarda aşk, dünyayı terketmek zorundaydı.
Her yerde mahkemeler.
Her yer bir bakıma kendi kendini yargılayan figüratif akıl.
Düş, insanın daraltılmış en güzel mizacıydı, gel gör ki.
Ahlâk yoktu ve yine özgür değildik.
Yaratımın güç eksikliği bütün çöküşleri damıtabilirdi.

Dedi ya şair :
– Dünya daraltılmış bir mizacın uyuşmasında.

 

Yâr, Şiirde Kontrapuntal Karşılaşmadır

blur bokeh bright christmas lights
Photo by Rudolf Kirchner on Pexels.com

Yokolurken karşılaşacağız, tanıyorum seni.
Kendine dönmek
için sıcak bir ilkeldir,
insan.
Libidinal mahkumluğu
davet eder, bütün
boş öznelere.

Annesine gecikir
ve geciktikçe unutur çocukluğunu.
İnsan yasaklara da erken gidendir.
Yatağını arzular
rejimde soğutan müzmin esameye düşeceğiz gibi .

Ben ve benimin dışı ile uzlaştığında ,
dışımın benini saban izleriyle seviştiren,
bir eşiktir aslında  tanrıyı da çıplak boğan.

Hala daha Baker’de
kim için bilinmelidir yâr?

Dionysos’un Tutku Lejyonu ve Birtakım Burjuva Romantizmi

abstract art black background blur
Photo by Oleg Magni on Pexels.com

Sermaye ve emek
karşı karşıya gelmemeliydi tehlikeli pazarlıklarda.
Artık siz gitmelere bırakıldınız, apoletleri
havan topundan ağır olanlar.
Mitolojik replikli
film yapmalıydı, sinemacılar.
Belki o zaman birbirine açılamayan
sınır ülkelerinin poetikasını yazabilirdik.
Çizgi nasıl parçalardı, metaforları?

– Rica ederim, devlere
ve demonlara
ve baronlara müstakil dilinizi muzaffer davamızdan düşürünüz.

Çizgi nasıl çizildi, hareketsiz parçacıklarla?
Daha tehlikeli pazarlıklardan bahsedeceğiz.
Sermaye ve emek
karşılaşırdı, dagerrotiplerin inançla doğrudan
ilişki içinde disipline edilmemişliğinde.

Artık siz gitmelere
bırakıldınız, apoletlerinde havan topu taşıyanlar.
Devlet tekelinde tatminkâr çakralar açıldığında da nişanelerinizi postallardan ayıracak metafiziği süslüyordunuz.
Endüstriyel suç
ortaklığı olarak sevmelerle başbaşa kalmalıydık.
Siz tabi o sıra
kaçınılmaz bir depresyon ivmesiyle anılıyordunuz biraz,
biraz da …

 

Tenha Bir Lehçenin Akustiği

abandoned ancient antique arch
Photo by Pixabay on Pexels.com

Ortadoğu, Avrupa tabularının pornografisidir,
Patriyarkal’da döküm
atölyelerinden düşen .
Sen yerel yönetimlere döndün sırtını ,
doğurgan bir tüccar
çürüyen göğüslerini satmaya
başladı, Ortadoğu’da.
Ve inanmalısın bana.

Hani diyorum toplumu öldürmüş
ve yatağa bağımlı tenha bir
lehçenin akustiğinde buluşsak ya imütasyon
bir şantörle.
Çünkü ben, kendimden
başka bir eğride bulunamıyordum.
Bana inan.
Bozduğum eksenlerde gümrükler vadelerini dolduruyordu, sınır kapılarına üçüncü
dünya kefareti yığılmıyor diye.
Aynı hızda ben, benden başka
bir eğride  bulunamıyordum .

 

Fabrika: Diaspora Kâtibi

black textile
Photo by Daniel absi on Pexels.com

Şık bir açı namzeti olur,
siyah orta sınıflar.
Biz, dar kimliklere renk hiyerarşisinin nasıl
geldiğini düşünmeye başlarız .
Esmer kodlardan bir
matris revize edilir.
Biz, yine doğruluruz
iki bahar arası.

Tanrı, kendisine tırmanır,
onu yaratan özne
ile farklı dili konuşunca.
Benzeyen ve benzetilene
içerlenir, balistik imgelerimiz.
Küresel çeteler artık dram kölesidir.

Biz biraz daha fazla örteriz post oluşumların üzerini.
Yenilikçiyiz, aydınız ya hani.
Hani yine de bize rağmen doğanlar ölür, ayaklarına mitoslar bağlanarak .
Güç vektörleri bırakılır kapı önüne.
Biz böyle biraz da panik alenisiyiz.
Iyi insanız aslında kötülük dozu az olandan.

 

Ketum Tarihiyle X Sonsuza Giderken

abstract attractive backdrop background
Photo by rawpixel.com on Pexels.com

Ayak değirmenine bağlandım.
Hayır hayır söylediğime katılmıyorum.
Daha ciddi oldu.
Fenol kokularında Orwell’ın penisi
De Profundis’in yazıldığı hücreye çekildi.
Ben ise burada  sürdüm, köklerin izini .

Her geçmiş yabancı bir ülkeye dönüşür, sevdiğim.
Kırpılmış sıtma nöbetlerini beraber geçtiğimizde sözüne eğilebileceğim.
Vajinada şeytan eğlendiren tabloların üzerinde az kullanılmış birer geçmiş.
Ah evet, bahsetmiştim.
– Sırtına postulat düşürmek için ,çifte sürülüyor  beklemede kalan yazıların ticari tehlikesi.

Burada polistirenden okşanmamış cömert hatalar var.
Fark ilkeleri tesis ederek kurtulmalıyız .
Kesinlikle müstehcen kaygılar duyulmamalı.
Kavramların birbirini terk edeceği anda ne kadar da egaliteryan çelişmekteyiz.
Değil mi?

Ben burada kovalıyorum, köklerine ayrılan anglo sakson cümleleri.
Duygusal muhafazakarlık karşıtı erken manifesto erotizmi için bizi sansürlemeli , sinir bilim müzeleri.

 

Periferi: Koyu Savlar

İnsan dilin yasını tutar,rendelenirken birkaç sinir harbinde.
Anlamı ciddiye almak yok.
Sevgisizlik
şiddetini evcilleştirmek, bayram havasına neden benzer ?

Dünlü bir tavernaya fideler getirdim.
On yıllarca mahçup
ve güleç ..
Bizim dilimizin iki yakası bir araya gelmez.
Buruşmuştur, paçaları belirli belirsiz.

Anemon, mavi kepenkli mareşaldir, steplerin ardında.
İğdelerle yüzünüze eğilir,
melez kompozisyonlar.
Onurlu romantizmlerde hummalı bir koşturma ,
kriminal mozaiğe benzer.
Seslerde, çiçek bahçelerinin açık adresi hiç ulaşılmayan.

Öznesizdir, sümbülteber kolonisi.
Öznesizdir,
ve bu kimsesizlik demek değildir.
Reyhanların arasında rütbelimiz konuşur.
– Kabuklarımız, çok kirlenişli.

Kalender Meşrepler Evi

beach black coast daylight
Photo by Tatiana on Pexels.com

 

 

Kurgul belitleriyle geliyorlar ekselansları.

Eski barbarlığın izlerini taşıdığı için

düğümlerin çıplaklığını giyiniyor bir nedime.

Büstlerde hep bir kendini anıt  sanışlık.

Silinmiş bir freskin yerini lagün gravürleri alıyor, prömiyerde.

Atalet halinde konsolosluklar talan,

En çok siyahlar çelenk

ve çelenkler siyah.

Büstlerde kavisli bir kitle ileri sonatıyla.

Mesafeyi vurgular gibi nilüferler,

Ve yastığı kaburgalarına gizlemiş vetiver kokusu.

Karmaşalardan sıyrılıyorsun:

-Ben burada açtım, der gibi.

Ihlamura batırılmış iyi ülkeler haritasıdır, yüzün.

Çağdaş bir elmacık,

dalgın kemiklerle narinliğine inen.

Bir mezrada sevme yeteneğine erişmek,

benzerine az rastlanır ayıplarda kalmaktır.

Seyrek yasaklar ile beldelerde tabiatüstü dağınıklık.

Rehin mevsim oymalı bir rebapta çürümüştür, kaos.

Kıpırtısız bir azize,

kalender meşrepler evinde bedeninin mukavemetini hissediyor.

İnsan diğer ikisinden yaratılmak üzere.

Vitraylardan fundalıklara

sarı apsisler belirleyerek gitmelik günlerdir, bunlar.

Kalifiye Robotlar Anıtı

Sen ne vakit siyah bir dükkâna girsen , ben şeritler çekmeye başlıyorum etrafına.
Bize vahlanan kazayı yavaş çekimde başa sarıyor ,
metalik falezler .

Şimdi dur ,
Durayım,
Dursun !
Ve durmakla ben ,
Durmakla sen ,
Durmakla bir ilâhi düzen , suçunu üstlenmeksizin.
Büyük virtüözlerden kötülük
ilkesinin itiraf edilmesini dinlemek bizi mutlu etmiyor.

Gelincik sandukası , betondan kanatlarına bağlanıp intihar ediyor.
İkidir yaşıyor ve ikidir ölüyor .
Bir üçüncüsü daha olmamalı .

Değer adlı oyunun perdesinde anıt severlerle
buluşuyoruz .
Sirküle edile edile , sütten kesiliyor bir nebulayı andıran evren.
Bir grup insan dikey bir konumda kirletiyor dünyayı , diğer grup yatay mezarları teğelliyor yerçekimine karşı.

Oysa
namevcut emareleriyle
duvarları içinden örenler vardı , daha da yaşayacak olanlar …
Ve tanımlara benzemeyen
bir iç-tepi
dublör kiralayan sığınaklara benzetiyor birer birer şimdi onları.

Ersatz Rötuşlar

Köleler , bir gülümsemeleriyle efendilerinin gücünü sıfırlar.
Kendi boşluğunda uçmanın neresi mahkûmiyettir? Sorarım size .

Bozgun hikâyelerdeki
ayrımlayıcı dışkı , köken mikrolojisi yapılarak, dramatize edilir .
Hayretleri duyuncaya kadar bu şiirdeyiz hep birlikte.

Felâket fantazmıyla
başka başka moleküller, iki uçlu duygudurumunun egemenliği altında bir yandan .
Püriten ahlâkta yas tutmak , fazlaca
müstehcen bir kıyım olur .

– Elbette kendi ölümünü kendi belirleme şansını tanımak ,
ona devrimin tüm ayrıcalıklarını tanımak demektir.

Gölgenin vücuda galip geldiği anlamsızlık da
karşıtlık düzeninin, simgesel düzende
bir önceliğe sahip olduğunu söyleyebilmek gibi
mümkün değil.
Zaten mümkünlülüklerimizi kapsayan mümkünsüzlüklerimizle hiçiz .

Ensest işlemelerden esef duymayanlar, olmaları gereken yerde değiller ise orada düzen vardır be dostum.
Geriye kalan artıklar
karşısında uğradığımız son ne mi olur , ben söyleyeyim .
– Öğütülürüz.

Gordion Düğümü : Kısa Devreye Uğratma

Sözde cinayetlerde bulundum.

Sokaklarda birbirlerinin yüzüne bakmayan insanlar ,
azizler ile
aramızdaki
inanılmaz koalisyonu neşrediyor.

– Hâl böyleyse ne yapılır mirim ?

Onlar için yüzyüze bakabilme enstitüleri kurulur diyor ;
birbirine dokunamayan insanlar için ise
birbirine dokunma tedavisi görmeye başlanır, yürümeyi
unutanlar içinse bilmiyorum ,
onlar ölmüş de olabilir .

Közde cinayetlerde bulundum.

Yaralanmayacağız.
Yara almayacağız buna inanarak , yaramsanamayacağız da .

Aşırı saydamlığın sonucu olan her şeyi karşıtına
dönüştürüp delik deşik edemeyecekler hem .

Özde cinayetlerde bulundum.

Kalabalık,
kendi
içerisinde bizi öğüten beyhude bir tezatlık kampına
benziyor.
Bir doz ahlâk ,
orgazm oluyor böylelikle.
Yüksek sesli tüm inlemeler, toprak bütünlüğünü bozmaya yönelik bir rolde üstelik .
Bu yüzden insanı yabancılaştıran ve ehlileştiren
ben ve ben’in reddi ..

Örneğin
yitirilmiş eski,
yitirilmiş yeni,
yitirilmiş gelecek .
Nereden bakarsan o alanda
boyut yoksunluğuna sabitlenici ..

Tözde cinayetlerde bulundum.

Batılı toplumlarda suikastleri
yabansılar ve nevrozlular işlemiştir .

Seni ülkende gördüm ama ülken yoktu ..
Bombalar …
Bombalar senin ülkene bırakılmıştı , tabi .

Yaşamak için kuyruğa girdim.
Çünkü ne doğru ne de yanlıştır, benim kronik evcilliğim .

Möbius Şeridi

– Yerlilere benziyoruz,
yokluğunu gizleyen .

Kıdemli rahiplerin terhis edildikten sonra klasik terminolojilerin evrenine öyküler park eden ,
oyuncaklar yaptığını duyuyoruz.
Derin bir gerçeklik töz
alegorisi olarak fosilleştiriliyor .

Savaşın retrosu ve senaryosu
herhangi bir sınır
içermiyor.
Füzeler fırlatılıp ,
hedefler vuruluyor
gerçek dünya ile imgelem arasında .
Gerisini varın ,
siz düşünün.

-Yerlilere benziyoruz, tüm gerçekliği değiştiren .

Üst toplumsal mülkiyet ,evrenselleşerek ortadan kayboluyor.
Minyatürleştirilmiş belleklerden kaçıyoruz ,
ya da parodiden esnek matrislerden.
Panoptiğin nezaretiyle itaatkârlık ,
hükümetlerin gönüllü
açıkla/yama/ma organıdır.
Geri kalan ülkelerde
cesetler, sarmal tango ile kutsal gönderenden yoksunlaşıyor.

-Yerlilere benziyoruz, kendi kendini ordre eden .

Orfeus’un
yörüngesel dönüşü,
Eridikya’nın nükleer yitimi
ve
bütün mumya örneklerinin , kendi varlığını mikrokozmosa eritip paradoks üzerine oturması mahkumiyeti tecil ettirmiyor mudur ?

Bir toprak parçasının yansıması olarak gidebildiğimiz en ırak : Sofistike komut modelleridir .

Delilerin, birer kombinatuvar olarak düşsellikle silahlanmaya çalışmasını duymalı !
Şiddetli ses ve ürküntü provası ..

Ruben Dario’nun Dile İadesi

Titreyeceğiz hazır ol.
Birer ilahi varsı, seni daha mutlu kılacaksa asla kaçış çizgilerinin çokluğu boyunca tutarlılığını darmadağın etmeyeceğim. Titreşimleri hissetme bir zaman öncesinden zaten başlamıştır .
Yapılandırılmış düşünce ,
ecstasy
ve yüce gibi derin dramanın sahasına
tanık olamayız.
Antikodonlar, disiplin sınırlarında vurgun kırıcı ve beyaz bir
yüzey karşısında olduğunu düşünmek hatadır.

Kimisi daha virtüel
yada
aktüel olarak ..

Kendisiyle ilişkiye giren
renkli alanların
örtük koyutluğunu onaramayız.
Yatay-düşey karşıtlığı düğümlerin tıkanıklığına
taşınarak adını imha edecek diye korkuyorum.
Kaosla titreşimleri hissetme buradan devam etmiştir .
Ve başıboş ..
Diğerlerinden farklı olarak hangi zümredeniz ?

Yıllarca yanlış narenciye ağacına arkeleri defnederek ne yapmaya çalıştığını merak ettim.
Ve titreşimleri ..
Kurulmaya çalışılan yeni dünya düzeniyle olanları bir tür tekrar gibi
anlatamayız.

Etajerin Mesanesinde Bir Başkent

Kabriyolesini çamurluğa doğru eğen,
hıçkırıkların kestiği bir sesle,
fikirleri birleşen iki göğüs gibi,
paltosunu her gidişinde yanına alan alçıdan bir duvara niçindir bu benzeyişin ?

Ötede kolza,
tropikal örgülerden serpuşlar ve dinleyiniz.
Sus pus olup dinleyiniz.
Valste geri dönecek olan
volanlı matemi.

Kangren bir çelenk,
mütemadiyen ipotekleri tahkik etmek için bırakılmış ardına.

Islak çalılıklardan geçtikten sonra
adı softaya çıkar soylu
ırgatların.
Çizgileri,
havaya asılmış bir silah takımının bağrışmasına ilişmeyeceğiz artık.

Kardinalden daha azametli latin çiçekleri
müphem bir korkuyu
örselemeksizin …

Kerevetin üstünde bir kıpırdama,
müzakereler ve vilayet meclisi ,
geçitlerde birleşmiş geçemeyitlerden değil mi ?

Ambarların tozu kesik şiryan gibi cizvit tarikatına bırakır , göreneği .
Muslin perdeler,
Girlantlar ve
hükümdarlar …
Kâkül arzularına bir de
esef katarak
kameriyeyi titretir.